Haberler:

Yapılan bir hata yüzünden forum 3 ay öncesine gitmiştir...
https://www.lpfanturkiye.com/forum/index.php?topic=5360.0

Main Menu
Menu

Show posts

This section allows you to view all posts made by this member. Note that you can only see posts made in areas you currently have access to.

Show posts Menu

Messages - ZongiR

#1
Gündem / Ynt: cumhurbaşkanını kim seçsin ?
Ağustos 13, 2007, 12:43:15 AM
mesajlarin hepsini okumaya calistim.bazilarina cevap vermeye calisacagim.hepimizin icinde korku var.kim ne derse desin.sebebide belli aslinda.adamalar cogunlugu ele gecirmis durumda mecliste.aslinda bu sorunun neden yazildiginida anlayamadim.bana gore (aslinda mantikli dusunen herkesin varmasi gerekir boyle bir sonuca) her turlu akp istedigini sececek guce sahip.biz istedigimiz kadar zirlayalim.ister meclis secsin ister halk.Zaten halka gidilirse yarisindan fazlasini alacak adam.karsisina kimi rakip cikaracagiz deniz baykal serefsizinimi(bu sozumden alinan varsa kusura bakmasin o koltugu kirleten kim olsa aynisini derim).meclise gidilse birinci olmazsa adamlar ucuncude sececekler en gec.cozumu cok onceden dusunmesi lazimdi birilerinin.deniz baykal 14 senedir o koltukta hicbir sey yapmadi.akp iktidara geldiginden beri bir tek karsi harekete gecmedi sadece caresizlikten ortaligi karistirdi.azinlik oldugunu kabul etmedi edemedi.yalniz azinlik lafina aciklik getireyim baykalcilara soyluyorum bu lafi.geri kalana bir lafim yok bende onlardanim.nese bu kismi cok uzatmak istemiyorum.

asil sorun bu adamlara oy verenleri kultur seviyesi dusuk cahil yada yoksul olarak gorenlere soylemek istiyorum.bana gore onlarin deyisiyle onlarin kultur seviyesi dusuk yada cahil.yok adamlar parayla adam satin aliyormus vs.bu denilenleri herkes yapiyor.adamlardaki bu artisin en buyuk sebebi basa gelmelerinden itibaren genclere yoneldiler.tum lise ve universite cagindaki ogrencilere destek oldular.tabi bunu ilerde gelecek faydalardan dolayi yaptilar.eger aranizda onlarin dershanelerine gidenler varsa yada aralarina girenler eminim bana hak vereceklerdir.bundan 5 sene oncesine kadar olan cemaatlerin ev ve yurt sayisina baksinlar.bu 5 senede korkunc derecede buyume katettiler.unutmayinizki nufusumuzun yarisindan cogu genc olarak adlandiriliyor(yuzde 60 yada 70 olmasi lazim).ayrica sadece bu genclerlede kalmayip cocuklarina destek ciktiklari icin aileleride etki altina almalari cok kolay olur.bu oylardaki artislardan biri ama en onemlisi.danglak deniz baykal her sene denize girip gazetelerde mansetlere cikacagina bir aktivite gosterseydi.sonucta oda bunlarin hepsinden haberdardi.en azindan onlemini alabilirdi.sen 14 sene boyunca yat birde yuzsuz gibi yuzde 1 lik artisa sevin(okadar birlesmeye ragmen).

benim diyecegim olaylara tek tarafli bakmamak.diger tarafta neler olup bittigini bilmeden herkes atip tutuyor.kulaktan duyma laflarla.birseyi degerlendirirken gormenizi engelleyen alt gozluklerimizi cikaralim.
bide halk mi secsin sorusuna - bizim halkimizmi diye alayli cevap verenlere acayip uyuz oluyorum.toplumda bolunmeler sozkonusu.artik soz konusuda degil gerceklesti.kendini zeki sanan yada kultur seviyesi yuksek yada zengin yada iq su yuksek arkadaslara sesleniyorum adamlar hakkinda ne biliyorsunuz butun bu oylari para vererek yada cahil insanlardanmi aldilar.bunlari yapabilmek icin neler yaptiklarini biliyormusunuz?o oy verdigimiz (bende verdim)chp li millet vekillerinin kultur seviyesi yuksek  yada zeki idiyseler neden bir avuc adamla 4 sene bas edemediler.o serefsiz basta oldugu surece iki dunya bir araya gelse chp ye oyumu vermem birdaha.

bu konu uzar keseyim en iyisi
#2
Gündem / Ynt: Gizli silah medya...
Temmuz 08, 2007, 01:15:42 AM
giremedigim icin yeni okuyorum atuneri_xozger yazini.zurafa olayinada bayildim :D...keske herkes bole dusunse.
#3
Müzik Sohbet / Haber / Ynt: konser-etkinlik-festival
Temmuz 08, 2007, 12:10:03 AM
Ülkemizde başarılı organizasyonlara imza atan Mute Promotions & Bronx Productions tarafından düzenlenen Summer Rocks Open Air Festival’i 17-18-19 Ağustos 2007 tarihinde Sarıyer / Mehmet Akif Ersoy ormanlık alanında yapılacak. Festivalde U.D.O., Moonspell, Madball, Last Hope, Born From Pain gibi grupların yanısıra ülkemizin sevilen grupları da yer alacak.




Ülkemizden festivale katılması kesinleşen gruplar;

Affliction
Altar
Art Niyet
Dorian
Episode 13
Ketum
Loverdrive
Magilum
Malt
Moribund Oblivion
Ominous Grief
Overload
Rampage
Sabhankra
Saints ‘N’ Sinners
Since Yesterday
Sorgespel
Uçk Grind


-Line up-

17 Ağustos 2007 Cuma

13.30 - 14.00 Altar
14.30 - 15.00 Sorgespel
15.30 - 16.00 Daha Sonra Açıklanacaktır
16.30 - 17.00 Since Yesterday
17.30 - 18.00 Pickpocket
18.30 - 19.00 UÇK Grind
19.30 - 20.15 LAST HOPE
20.45 - 22.00 BORN FROM PAIN
22.30 - 00.00 Daha Sonra Açıklanacaktır


18 Ağustos 2007 Cumartesi

13.30 - 14.00 Magilum
14.30 - 15.00 Loverdrive
15.30 - 16.00 Sabhankra
16.30 - 17.00 Ominous Grief
17.30 - 18.00 Episode 13
18.30 - 19.00 Affliction
19.30 - 20.15 Moribund Oblivion
20.45 - 22.00 Daha Sonra Açıklanacaktır
22.30 - 00.00 Daha Sonra Açıklanacaktır


19 Ağustos 2007 Pazar

12.30 - 13.00 Overload
13.30 - 14.00 Ketum
14.30 - 15.00 Rampage
15.30 - 16.00 Saints ’N’ Sinners
16.30 - 17.00 Art Niyet
17.30 - 18.00 Dorian
18.30 - 19.00 Malt
19.30 - 20.15 MADBALL
20.45 - 22.00 Daha Sonra Açıklanacaktır
22.30 - 00.00 U.D.O.


Bilet Fiyatları;

Kombine + Kamp: 45 YTL

Sahne Önü : 34 YTL (Bu bilet Festival alanına giriş hakkı sağlamaz. Müşterilerin Festival alanına giriş için Kombine+Kamp, Kombine ve-veya Günlük biletlerini yanlarında bulundurması gerekmektedir.)

Golden Pass : 100 YTL (GOLDEN pass; 3 günlük kombine bilet, konaklama, sahne önü bileti, gruplarla tanışma hakkı ve özel kamp alanını kapsar.)

NOTLAR:

*Kombine biletler 3 günlüktür.

*Tek günlük ve sahne önü biletleri daha sonra satışa sunulacaktır

*İndirimli dönem 6 Temmuz Saat 10:00’da sona erecek ve yeni bilet fiyatlarıyla satış devam edecektir.
#4
ben senden cok daha önce görmüş birisi olarak konuşuyorum.sen annenin karnından subay olarak mı cıktın.annesi babası istanbullu olanların zeka düzeyi cok mu iyi oluyormus.nedense yapılan arastırmalara gore dogulu insanı sehırlıden cok daha calıskan insanlar olarak sayılıyor.onların tek sucu senin gibi istanbulun barlarında kafelerinde sürtmemekse ayrı mesele.ondan dolayı ezik kalabilirler.birazda konusmaları bozuk olsun.bahane bulcaz ya ondan.sana askeri lisenin amacını acıklamama gerek varmı bilmiyorum.ama ogrenememişsin.girişte yapılan sınavı gecen herkes belli bir kapasiteye sahip demektir.yani kafasına birseyler sokulabilir.senin diyişinle şehirli insanı olabilir.o kadar cok biliyorsan askeri liseye giriş sınavında yapılan haksızlıklara laf sole.babası asker die tüm geri zekalılara(kendi hakkıyla girebilecek olanlar hariç) tolerans tanıyorlar.ek puan alıyorlar.o halde bile senin dogulu koylu olarak gordugun ınsanları zar zor geciyorlardı.o salaklara git konus tamam mı.alt yapıymıs daha kendi içimizdeki haksızlıkları gideremiyoruz.bu arada benim babamda subay banada puan geldi.ama ben bu durumdan rahatsızdım.normalde daha fazla net yapan koylu cocukları mulakata bile cagrılmazken digerleri(asker cocukları) gögsünü kabarta kabarta geziyordu.

bunları hiç düşündün mü bilmiyorum ama bi aklından geçirmelisin...bir gün üst düzeyde bir mevkiye gelirsen değiştirirmek için bir caba sarf edersin belki...benim edecegimden emin ol...
#5
Gündem / Ynt: solda birleşme
Mayıs 23, 2007, 09:06:06 PM
oylarda pek fazla artış olacagını sanmıyorum.birleşmelerin asıl amacı baska zaten.benim tek bildigim akp nin oy kaybetmeyeceği ve dahada arttıracagı.birleşmelerde geri kalan oyları bir araya getirmek.dagılımı önlemek gibi olacak.benim böyle düşünmemdeki sebeplerde ise adamlarla iç içeyim(hoşlanmasamda).buradaki arkadasların cogu genc okuyan arkadaslar.Eger aranızda fem dershanesine ,maltepeye (bunlar suan en gözde dershaneler) giden arkadaslar varsa (bunlar sadece türkiyenin kalbi olan ankara ve istanbuldaki dershaneler diğerlerini saymayayım zaten sayamam) oradaki faaliyetlerden haberdardırlarki bunlar hiçbirşey.Adamlar bazı konularda işini iyi yapıyor.diyeceğim adamlar cok saglam geliyorlar.heryere el atmış durumdalar.heryerin altını çizmek lazım heryerrr...adamlara kimsenin kızmaya hakkı yok ülkemizde nasıl bazı şerefsizler misyonerleri el üstünde tutuyorsa onlarıda öyle tutmak gerek.çünkü onlarda bir nevi misyonerlik faaliyeti içindeler.cok pislik bir ülkede yaşıyoruz dimi.

oktay sinanoglunun bir sozu var somurge devleti bile böyle yönetilmez diye.gerci bu lafı akp gelmeden önce solemişti.ama benim için hala gecerli.
#6
Spor / Ynt: Champions League..
Nisan 24, 2007, 06:47:45 PM
bu aksam kalbim manc. dan yana.zaten cok iyi oynuyorlar.liverpool da yener insallah.sampiyon olmalarini istiyorum....
#7
Sinema / Tv / Tiyatro / Pars: Kiraz Operasyonu
Nisan 20, 2007, 03:43:54 PM


Yönetmen: Osman Sınav
Oyuncular: Mehmet Kurtuluş, Nida Şafak, Selçuk Yöntem, Murat Daltaban, Uğur Polat, Pelin Batu

Senaryo: Osman Sınav, Aybars Bora Kahyaoğlu
Görüntü Yönetmeni: Torben Forsberg
Müzik: Srdjan Kurpjel
Kurgu: Kemalettin Osmanlı
Tür: Polisiye
Süre: 103 Dk.
Yapım: 2007 - Türkiye
Dağıtımcı: UIP  www.uip.com.tr

Gösterim tarihi: 20 Nisan 2007

Resmi Web Sitesi:  www.parskirazoperasyonu.com

  ? (? oy)   
IMDB.com bu filmin sayfası 

Editörün Notu: Osman Sınav'dan bol aksiyonlu bir polisiye filmi.

Konu: İstanbul’un en tanınmış Narkotik Başkomiseri Ertuğrul, tehlikeli bir operasyonda, büyük bir gizemle karşılaşır. Ancak Ertuğrul, uyuşturucu dünyasının karanlık labirentlerindeki bu sırrı çözmeye fırsat bulamadan, çocuklarının gözü önünde eşiyle birlikte öldürülür. Onların intikamını almak ise on beş yıl sonra, amansız bir Narkotikçi olarak yetişen “PARS” likaplı oğlu Atilla’ya kalır.

Atilla, sağ kolu Asena’yla birlikte gerçekleştirdiği büyük operasyonlardan birinde, uyuşturucu dünyasının en belalı ismi Haşhaşi’nin ayağına basar. Ancak, siyasi güçlerin de desteğiyle Atilla kızağa alınır ve pasif bir göreve çekilerek, ortalığı karıştırmaması için bir kenara atılır.

Bu yetmezmiş gibi, ailesinden kalan tek kişiyi, kardeşi Tayfun’u da uyuşturucuya kurban veren Atilla, büyük bir bunalıma girer. Bir aile gibi kenetlenen Narkotik Teşkilatı’nın desteğiyle Atilla, kağıt üzerinde görünmese de harekete geçer ve geniş bir operasyon başlatır. 
#8
sabahtan beri youtube da dinliyodum indircek yer ariyorum ve buldum.sagol
#9
ben ilk defa bugun baktim.oss yuzunden dunya ile baglantim kesilmis durumda .suan sarkiyi belki 10. dinliyisim.hala devam ediyorum.
#10
Gündem / Ynt: Çankaya rüzgarları
Nisan 14, 2007, 11:35:25 AM
Arkadaslar moral bozmak istemem ama begenmedigimiz bu adam cumhurbaskani olacak.secimlerde yine begenmedigimiz akp gene en fazla oyu alan parti olacak.cikmasini istemiyorduysak bunu en basinda dusunecektik oylari gondermeden once.simdi biz vermedik diyebilirsiniz ama adamlarin aldiklari oyu hatirlatmama gerek yok herhalde.insanimiz bikmis durumda.basa gecenlerin hicbiri basari gosteremedi.bunlarin hepsini goz onunde bulundurun.insanlar oy verirken iyi olduklari icin degil kendi menfaatlerini kendilerine yakin olan partiyi secmekte.hickimse verdigi adami tartip bicmemekte.bir soz vardir milletini en cok seven gorevini en iyi yapandir diye.gorevini en iyi sekilde yapan hickimse yok.suan ki goruntuye bakilirsa cikmayacakta.su an ki goruntuye bakilirsa biraz dsp ye yonelme var.buda cok az soyleyeyim.dsp nin 8 nisan ankara bulusmasindaydim ve umutlu insan pek fazla goremedim.herkes buyuk bir gazla gelmis oraya.aslinda herkes korktugu icin gelmisti.
bundan sonraki soyleyeceklerimin altini ciziyorum.bundan oncekiler somurmustu ulkeyi.bide erdogan somurse ne olurduki.bu yuzden bu korkuyu anlayamadim.ama onlarin asil korkusu erdogan ulkeyi somurmuyordu.diger serefsizlerden farki vardi(oda serefsiz yanlis anlasilmasin).o kendi dusuncesini hayata geciriyordu ve bunu buyuk bir basariyla yerine getiriyordu.onundeki tek buyuk engelide asmak uzere bu yuzden bu kadar korkuyordular.

ben bunlari soylerken tarafsiz dusunmeye calisiyorum.benim asil korkum ulkeyi kaosa suruklemeye calisan birkac serefsize uymamamiz gerektigidir.bu cumhurbaskanligi secimi gerginligi ile baslayacak ki basladi.bolunmeye kadar gidecek.bu ulkede hersey var.Para için hem kıbrısı ve vatanı satılk ettiler.Tesisler yeraltı zenginlikleri peşkeş çekildi.Denktaş tu kaka oldu.Milliyetcilikte.Halk işsiz,tarım dışa bağımlı.Üretici borçlu halk kredi kartlarıyla savaşıyor.Borsa bankalar tesisler satıldı.İmf ile sabaha kadar pazarlık yapılıyor.300 milyar borcu IMF ödemiycek.Şehit aileleri askerler küskün.Bölücülük diz boyu.ABD kapımızda izinsiz bir şey yapamaz haldeyiz.Kırmızı çizgi kalmadı.Kıbrısta oyunlar var.Hangisini diyeyim.hersey rayina oturmus durumda.hersey onlarin istedigi gibi gidiyor.bunlari gordukce ben rahat edemiyorum.bunu engelleyebilecek kapasiteye sahip bir cumhurbaskani goremiyorum.partide goremiyorum.yakinlik derseniz ayri mesele.bunun icin isim vermekte istemem.herkes ozgurdur dusuncesinde.benim tek istedigim birlik beraberlik ve butunluk.hicbir fark gozetmeksizin...




#11
Gündem / Ynt: Gizli silah medya...
Mart 10, 2007, 10:25:57 PM
DEVAMIIIIIIIIIIIII


Kültür, çok öz olarak “bir toplumun yaşam tarzı” şeklinde tanımlanabilir. İnsan düşüncesinin, duygusunun ve emeğinin ürünü olan her şeyi kültürün temel unsurları arasında sayabiliriz. Konu bu açıdan ele alındığında örf, adet, gelenek, görenek, ahlak kuralları, inanç sistemleri ve her türlü toplumsal değerler, normlar ve davranış biçimlerinin yanı sıra bilgi, sanat, bütün unsurlarıyla bir iletişim aracı olan dil, her türlü semboller, giyim-kuşam tarzı, yeme-içme alışkanlıkları ve biçimleri gibi maddi olmayan unsurlarla birlikte giysiler, besin ürünleri, teknik, günlük yaşanda kullanılan her türlü araç-gereçler gibi maddi unsurlar da kültürün ayrılmaz bir parçasını oluşturur.

            Tanımlamada da belirtildiği gibi kültürün hem maddi yönleri, hem de maddi olmayan yönleri vardır. Konu kültürden açıldığında, Ziya Gökalp’e atıfta bulunmamak olanaksızdır. Büyük Türk sosyoloğu Ziya Gökalp kültür olgusunu ifade etmek için “hars” kavramını kullanır. Gökalp, kültürün özellikle millilik boyutu üzerinde önemle durur. Hars ya da kültürü, bir toplumun kendine özgü örf-adet, gelenek-görenek, sanat ve inanç sistemleri olarak tanımlayan Gökalp’in, Türk kültürünün gelişmesinde büyük emeği geçmiştir. Özellikle de kozmopolit nitelikli Osmanlı kültüründen, ulusal (milli) karakterli Türk kültürü anlayışına geçişte çok büyük hizmetleri olmuştur. Kültürün milletin öz malı, medeniyeti ise insanlığın (dünya uluslarının) ortak malı olarak görür. Yani kültürün milli olmasına karşın, medeniyetin evrensel nitelikte olduğunu vurgular.



            Toplumda olduğu gibi kültürün de asli unsuru insandır. Kültür insanın insanla, insanın eşyayla ve insanın doğayla olan ilişkilerinin ürünüdür. Kültürün yaratıcısı ya da oluşturucusu insandır. Yalnızca yaratmakla kalmayıp kültürü yaşatan, onu taşıyarak yeni kuşaklara aktaran da yine insandır. Kültür donuklaşmış, katı, statik bir karaktere değil, dinamik bir niteliğe sahiptir. Kuşaktan kuşağa aktarılarak varlığını sürdürür. Bu ise sosyalizasyon olarak nitelendirdiğimiz ve daha önce ayrıntılı olarak bahsettiğimiz süreç sayesinde gerçekleşir.



Kültür açısından bakıldığında bu süreci, bir toplumun kendi kültürünü üyelerine aktarması süreci şeklinde de tanımlayabiliriz. Bazen sosyalizasyon, kimi zaman da eğitim şeklinde tanımlanan bu süreç, kültür temelinde ele alındığında, “kültürleme” süreci olarak da adlandırılabilir. Bu süreç toplumun varlığı açısından olduğu kadar, onun ayrılmaz bir parçası olan kültürün varlığı ve sürekliliği açısından da hayati bir önem taşır. Yeni kuşak, kendinden önceki kuşaktan devraldığı toplumsal kültürünü önce korumak ve yaşatmak, sonra da geliştirip kendinden sonra gelecek kuşaklara aktarmakla yükümlüdür. Bu kültürün öğrenilmesi, geliştirilerek yaşatılması ve sonra da yeni kuşaklara aktarılması işlemleri zincirleme devam ettiği müddetçe toplumlar ve kültürler, ve doğal olarak da uluslar ve devletler ayakta kalabilirler. Aksi takdirde çöküntü ve yok oluş kaçınılmazdır.

           

Bütün bu anlatılanlardan da rahatlıkla çıkarılabileceği gibi medyanın sosyalizasyon süreci üzerinde yadsınamaz bir etkisi vardır. Medyanın özellikle de, bireylere yönelik erken yaşlardaki toplumsallaştırma sürecinde çok büyük bir etkisinin olduğu da herkesçe kabul gören bir realitedir. Kuşkusuz bu etki yalnızca erken yaşlardaki bireylerle sınırlı kalmamaktadır. Medya ürünlerinin, çocukların yaşantısında ve kişiliklerinin gelişiminde derin izler bırakan bir etkisinin olduğu asla yadsınamaz. Ancak bununla birlikte medya, çocukların yanı sıra genç-yetişkin bütün insanların yaşamları boyunca süren uzun dönem sosyalizasyonu üzerinde de sürekli bir etkiye sahiptir. Medya bu rollerinin gereklerini, toplum içindeki öteki sosyalizasyon ajanları ile etkileşim içinde yerine getirir.



            Kitle iletişim araçlarının bireylerin sosyalizasyonu ve eğitimi ile kültür ürünlerini üretimi ve yaygınlaştırılması konusunda her zaman olumlu işlevler yerine getirdiğini söylemek de mümkün değildir. McQuail’in de vurguladığı gibi (Barrett & Braham, 1995: 96), bazı durumlarda medya, farkında olarak ya da olmadan bireylerin sosyalleşmesini engelleyici doğrultuda bir etki de yapabilmektedir. Hatta bir çok araştırmacı medyanın toplumun kültürünü yozlaştırıcı, bireylerin kişiliklerini bozucu etkilerini sıklıkla vurgulamaktadırlar.



Konu bu boyuttan ele alındığında medya, kültürü geliştirmek-yaşatmak, bireylerin sağlıklı kişilik geliştirmelerine katkıda bulunmak şöyle dursun; tam tersine ulusal kültürü yıpratıp zayıflatıcı, bireylerin kişiliklerini ve ruh sağlıklarını bozucu nitelikte bir etki de yapabilmektedir. Okulda eğitimcilerin, aile de ebeveynlerin ve öteki toplumsal kontrol (sosyalizasyon) ajanlarının öğrettikleri-aşıladıklarının tam tersini ön plana çıkartarak, özellikle çocukları ve gençleri çelişkiler içine sürükleyebilmektedir. Bu durum ise, toplumun mevcut değer ve normlarından sapma olarak tanımladığımız sapkın davranışları, körükleyip arttırıcı bir etki yapabilmektedir. Bütün bu olup-bitenler de, bireyler arası ilişkileri düzenleyen toplumsal değerleri, normları, davranış kalıplarını yıpratarak, hatta yok ederek toplumun ve kültürün geleceğini tehdit edici bir boyuta ulaşabilmektedir.



            Ayrıca, medyanın bireylere “örnek rol modelleri” sunduğunu da bilmeyen yoktur. Özellikle belli yaş dönemlerindeki bireylerin, özdeşim kurarak kendilerini geliştirmek arayışı içinde oldukları da herkesçe bilinen bir gerçektir. Hatta bireylerin bu özdeşim kurma eğilimlerinin yalnızca çocuklarla ve gençlerle sınırlı kalmadığını da sosyologlar, psikologlar ve eğitim bilimciler tarafından gerçekleştirilen araştırmalar ortaya koymaktadır. Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunda, ortalama bir insanın, günde asgari birkaç saatini televizyon karşısında harcadığı da sanırım herkesçe aşikardır. Bütün bu gerçekler hatırda tutulduğuna, amaca uygun olarak kullanılmayan, ya da medya etiğinden sapmış bir şekilde işlev yapan iletişim araçlarının ve özellikle de televizyonun ne kadar güçlü bir silah olabileceği bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir.



Hem de öylesine bir silah ki, en gelişmiş teknolojiler kullanılarak imal edilmiş, silah sanayiinin en güçlü ürünleri bile yanında bir hiç kalır. Klasik silahlarla, tüfekle-tabancayla ancak bir kaç kişi, bilemediniz bir kaç on kişi yaralanır ya da ölebilir. Nükleer-biyolojik silahlarla binler, on binler, ya da belli bir bölgede yaşayan insanlar zarar görür. Fakat, ehil olmayan ellerde, insani ve toplumsal amaçlar dışında kullanılan medya, öylesi bir silaha dönüşür ki, bir anda milyonları imha edebilecek konuma ulaşır. Hem de hedefi tam on ikiden vurarak. Yani bireylerin alnının tam ortasını-beynini ve göğsünün sol alt yanını-kalbini hedef alarak.



SONUÇ:



Sözün özü, ardı arkası kesilmeden, defalarca yinelenerek verilen görüntü ve imgeler bireylerin beyinlerinin ve kalplerinin derinliklerine kadar işler ve kalıcı izler bırakır. Bütün bunlar özellikle de, özdeşim kurma eğilim ve ihtiyacında olan bireyleri derinden etkiler. Sıklıkla ve periyodik olarak yinelenen hayatla ilgili örnek yaşam modelleri ve toplumsal rollerle ilgili örnek davranış kalıpları, insanın doğasıyla, toplumsal ve kültürel gerçeklerle bağdaşıp uyuşmuyorsa, bu tür modellerle özdeşim kurarak yetişmiş bireylerin kişiliklerinin sağlıklı olmasını beklemek hayalcilik olur. Böylesi bireylerin toplumun beklenti ve istekleri doğrultusunda davranış sergilemelerini beklemek ise çok daha büyük bir yanılgı olur. Çoğunluğu böylesi bireylerden oluşan toplumların da, varlıklarının sağlıklı temeller üzerinde sürdürebileceğini ümit etmek, bu toplumların geleceklerine güvenle bakabileceklerini iddia etmek, aşırı  ve yanıltıcı bir iyimserlik olur.



Burada, yapılan bilimsel araştırmalara dayanarak (Barrett & Braham, 1995: 96-7) bir kez daha üzerine basa basa, haykırıyorum ki.; sistematik olarak ve periyodik bir şekilde yinelenerek sergilenen görüntü ve imgeler bireylerin, özellikle de çocukların ve gençlerin cinsiyet, meslek ve siyasetle ilgili eğilim, tutum, duygu, değer, beklenti ve davranışlarında yoğun bir şekillendirici ve belirleyici etkiye sahiptir!..
#12
Gündem / Gizli silah medya...
Mart 10, 2007, 10:24:38 PM
oncelikle bu konuyu acmamin sebeplerinden bahsetmek istiyorum.gunumuzde herkes bazi oyunlarin dondugunden bahsediyor.fakat hickimse bunlarin ne oldugunu bilmiyor.sadece konusuyoruz.medya cogumuzun daha onceden hic duymamis oldugu birini bir anda yukseltip bir anda yerin dibine sokan bir arac.savasarak yuzlerce binlerce insani yok edebiliriz yada kimyasal silah kullanarak fakat bu sadece gidenleri goturur.Arkasinda ise koca bir dusman birakir.oysaki medyanin kalici beyin yikayici etkisiyle bir anda milyonlarca milyarlarca insani ele gecirebilir.hepsini kolesi yapar.Sizin bu konudaki dusuncelerinizi merak ediyorum.suan dunyada bulunan haber ajanslarinin yuzde 70 i yahudilerin elinde.en azindan onlar icin hizmet ediyorlar.bugun televizyonda gorduklerimize ,gazetelerde okuduklarimiza inanmalimiyiz?

meraklisina biraz uzun ama okumanizi tavsiye ederim....


GİRİŞ:



Medyanın bireyler, toplumsal gruplar ve bir bütün olarak toplum üzerinde yapabileceği etkiler konusunda, birbirinden çok farklı, hatta kimi zaman birbirleriyle taban tabana zıt görüşler ileri sürülmektedir. Bazı düşünürlere göre medyanın bireyler, toplum kesimleri ve toplum üzerindeki etkileri bilmeden, istemeden ve bir kasıt olmaksızın kendiliğinden oluşmaktadır. Fakat, yapılan bir çok araştırma sonucunda ortaya konan bulgular, dananın kuyruğunun hiç de öyle olmadığını göstermektedir. Durumun, bu düşünürlerin iddialarının tam tersine olduğunu ve yapılanların genellikle bilinçli, amaçlı ve planlı bir şekilde gerçekleştirildiğini bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.



Çoğu ampirik nitelikli olan, yani gözlem ve deneye dayanan, bu araştırmaların bulgularına göre medya, durum belirlemede ve gerçekliği şekillendirmede çok etkin bir role ve güce sahiptir. Bu etkiler ise daha çok, medyanın mülkiyetini ya da kontrolünü elinde bulunduran kişi ya da kesimlerin ihtiyaçları, ilgileri, istek ve beklentileri doğrultusunda gerçekleşmektedir. “Düzmece ya da propaganda amaçlı olaylar” (psudo-events) veya “suni gündem” betimlemesinde de açıklıkla ifade edildiği gibi medya, olayları ve gerçekleri az ya da çok, kendi bakış açıları doğrultusunda çarpıtır. Hatta kimi zaman belirlenmiş konulara dikkat çekip amaçlanan doğrultuda tepkiler yaratabilmek için; kimi zamanda salt reyting uğruna düzmece olaylar uydururular. Kısacası denilebilir ki, medya gerçekleri istismar etmek, olayları olduğundan farklı gösterip çarpıtmak (ki biz buna manipulasyon diyoruz) gücüne, en azından potansiyel olarak sahiptir



            Modern medya araçlarının ve özellikle de televizyonun bu doğrultudaki gücünü hiç kimse inkar edemez. Televizyon, bireylerin “simgesel çevrelerine” (symbolic environment) hükmetmede çok etkin bir güce sahiptir. Televizyon ile ilgili olarak gerçekleştirilen “içerik analizleri” (content analysis) ve “kanaat-davranış araştırmaları” (opinion-attitude surveys), televizyon programlarının aile, eğitim, iş, yaş ve cinsiyet, doğum ve ölüm gibi bir çok toplumsal gerçeklikler konusunda deforme edici etkilerinin olduğunu; programlarda sergilenen mesajların toplumdaki suç işleme eğilimlerini tahrik edici ve şiddet olaylarını arttırıcı doğrultuda etki yaptığını olanca açıklığıyla ortaya koymuştur.



MEDYANIN BİREY, TOPLUM VE KÜLTÜR ÜZERİNE ETKİLERİ:



Olguları biraz daha irdelemek, medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasında yardımcı olacaktır. Bunu yaparken öncelikli olarak “iletişim” konusuna bir göz atmak gerekir. İletişim, alıcı ile gönderici arasında gerçekleşen bir ilişki, olayıdır. Bu ilişkiler bir karşılıklılık esasına dayalı olduğu için, konuya bir toplumsal etkileşim olayı olarak da bakılabilir. Bu yüzden, medyanın etkileri incelenirken hem göndericinin hem de alıcının özellikleri dikkate alınmak zorundadır.



Medya ile dinleyiciler-izleyiciler arasındaki bu ilişki oldukça çok boyutlu ve karmaşık niteliklidir. Haliyle, medyanın yapabileceği etkiler, bu etkilerin türleri, derece ve şiddetleri bir çok faktör tarafından belirlenir. Konu bireyler boyutunda ele alındığında, izleyicilerin toplumsal öz geçmişleri, yaşı, cinsiyeti, mesleği, yaşam biçimi, hayatı algılayış şekli, zihinsel özellikleri ve zekası, kişiliği, dini inançları ve öteki bireysel karakteristikleri ... gibi bir çok etken işin içine girmektedir. Bireylerle ilgili olarak sayılan, bütün bu toplumsal ve psikolojik özellikler, medyanın bireyler üzerinde yaratacağı etkinin türünü, şeklini ve şiddetini belirlemede belirli ölçüde rol oynar. Hiç kuşkusuz bu konuda mesajların simgesel yapısı da gözden ırak tutulmamalıdır.



Yine aynı şekilde, verilen mesajların kaynağı da, yaratılabilecek etkilerin niteliği ve şiddeti üzerinde belirleyici rol oynayan bir başka önemli etkendir. Örneğin, alanında otorite ve güvenilir kaynaklara dayalı mesajlar, başka kaynaklara dayalı mesajlardan, hem nitelik ve hem de nicelik bakımından çok daha etkili olmaktadır. Konuyu, yaşanan güncel olaylardan örneklendirecek olursak: Ülkemizde, 2001 yılı Şubat ayında ortaya çıkan ekonomik (siyasi ve toplumsal boyutları da olan) kriz ortamında, toplumun ilgisinin ve bireylerin kulaklarının; ekonomiden sorumlu devlet bakanı seçilen ve kısa sürede, alanında uzman bir otorite ve güvenilir bir devlet adamı olarak kendini topluma kabul ettiren Kemal Derviş’in söyleyeceklerine ve O’nun vereceği mesajlara odaklandığına tanık olmayan yok gibidir.

           

Öte yandan, bazı araştırmacılar da ilgilerini, “medyanın önemli bir bilgi yayma, geniş halk kitlelerini bilgilendirme aracı olma” niteliği üzerinde yoğunlaştırırlar. Böylesi araştırmacılara göre medya, toplumdaki bireylerin, eğitim ile ilgili eşitsizliklerden ve toplumsal kesimler arasındaki öteki bir takım sosyal ve ekonomik farklılıklardan doğan bilgi eksikliklerini-açıklarını gidermede (gap-closing effect) oldukça önemli görevler yerine getirir. Bu değerlendirmenin kısmi bir gerçeklik payı olmasına rağmen, toplumdaki gerçeklikleri tümüyle yansıtmaktan uzaktır. Bu konuda McQuail’in (Barrett & Braham, 1995: 94) “medya bir taraftan bazı açıkları kapatırken, öte yandan var olan gediklere bir çok yenilerini ekler.”



            Özetle, medya bireylerin bilgi, kanaat, tutum, duygu ve davranışları üzerinde büyük oranda bir etkileme gücüne sahiptir. Yalnızca bireyler değil, onların yanı sıra toplumsal gruplar, organizasyonlar, toplumsal kurumlar, kısacası bütün toplum ve kültür medyanın gücünün etkileme alanının sınırları içindedir. Klapper, medyanın toplumu değiştirme doğrultusundaki etkilerini 3 ana kategori içinde toplar (Barrett & Braham, 1995: 84):

1.  Değiştirip dönüştürme,

2.  Önemsiz değişiklikler yapma,

3.  Kuvvetlendirme.



            McQuail’in de belirttiği gibi (Barrett & Braham, 1995: 100), bazı düşünürlere göre genelde medya ve özelde de televizyon, kurulu endüstriyel düzenin kültürel kolları gibidir. Onlara göre kitle iletişim araçları, bireylerin sahip oldukları istendik doğrultudaki duygu, inanç, düşünce ve davranışları üzerinde onları tehdit etmek, zayıflatmak, değiştirip başka şekle sokmak gibi olumsuz yönde bir etki yapmaz. Tam tersine, onları koruma, kuvvetlendirme ve dengeleme amaçları doğrultusunda hizmetlerde bulunur. Bu ve benzeri değerlendirmeler, istisnai nitelikteki bazı ender durumlar için geçerli olabilir. Fakat kesinlikle tüm gerçekliği yansıtan genel geçer bir genelleme olarak kabul edilemez.



            McQuail, medyanın etkilerinin türlerini, zaman ve kasıtlılık kriterleri doğrultusunda 4 ana başlık altında inceler. Bu bulgulardan hareketle de, aşağıda yer alan figürü ortaya koyar (Barrett & Braham, 1995: 85):


Medya Etkilerinin Türleri
1.  Uzun süreli ve önceden düşünülüp tasarlanmış etkiler,

2.  Uzun süreli fakat kasıtlı olmayan etkiler,

3.  Kısa süreli ve önceden düşünülüp tasarlanmış etkiler,

4.  Kısa süreli fakat kasıtlı olmayan etkiler.

ETKİN BİR SOSYALİZASYON AJANI OLARAK MEDYA:



            Medya işlevsel açıdan yalnızca bir iletişim aracı olarak kalmaz. Bunun yanı sıra çok önemli bir eğitim aracıdır da. Özellikle de geniş halk kitlelerinin eğitimi açısından çok önemli hizmetler yerine getirebilir. Bir başka anlatımla medya, çok etkin bir sosyalizasyon (toplumsallaştırma) ajanıdır Scannell’in de (1992, 13) belirttiği gibi, basın ve yayın araçları, kültürel üretim sisteminin çok önemli bir parçasını oluşturur. Bununla da kalmaz bunları geniş halk kitlelerine yaymak, onlara öğretmek, öğrenilenlerin de içselleştirilmesine yardımcı olmak gibi işlevlerde de bulunur. Bu iletişim araçları, üretilen kültür ürünlerini insanların yaşam alanlarının ta içlerine, evlerine, oturma odalarına kadar taşırlar. Aynı ileti içinde, çok farklı insanlara, çok sayıda ve farklı mesajları iletebilme gücü ve yetisine sahiptirler. 



            Genel anlamıyla sosyalizasyon süreci, toplumun mevcut değer ve normlarının bireylere öğretilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Bir başka anlatımla sosyalizasyon bir öğrenme sürecidir. Bu süreç içinde bireyler hangi durumlarda nasıl davranacaklarını öğrenirler. Yine bu süreç içinde bireyler, sahip oldukları ya da toplum tarafından kendilerine verilen rollerin ve bunların sonucu olarak sahip olunan statülerin gerektirdiği davranış biçimlerini, toplumun ve öteki bireylerin kendilerinden beklentilerini öğrenirler. 



Birey, toplum ve kültür açısından taşıdığı önemin büyüklüğü nedeniyle sosyalizasyon konusunu biraz daha ayrıntılı bir şekilde incelemek yararlı olacaktır. Sosyalizasyon süreci içinde birey kendi toplumunun bir üyesi olmayı; toplumu tarafından kabul gören davranış örüntülerini, insanın davranışlarına yön veren, bunları belirleyip şekillendiren temel toplumsal ve kültürel değerleri, normları öğrenir. Öğrenmekle de kalmayıp bunları içselleştirip kendisine mal eder ve bu değer ve normlar doğrultusunda davranmaya başlar. Daha öz bir anlatımla, bu süreç sayesinde birey toplumu ile bütünleşir, toplumunun bir parçası haline gelir. Bu bütünleşme, bireyin kendi kimliğini yitirmesi, kişiliğinin yok olması demek değildir. Bireyin, toplumunda kabul gören bir insan kimliğine kavuşması demektir.



Sosyalizasyon ya da toplumsallaşma dediğimiz bu süreç, bireylerin varlığı kadar toplumların varlığı bakımından da hayati bir önem taşır. Toplumların varlığının sağlıklı bir şekilde sürmesi ancak sosyalizasyon sürecinin sağlıklı bir şekilde sürmesi ile mümkün olur. Büyük Türk düşünürü ve Türk sosyolojisinin babası Ziya Gökalp’in de belirttiği gibi, bu süreç sayesinde yetişkin kuşak yetişmekte olan kuşağa duygu ve düşüncelerini aktarır (Tezcan, 1988: 26). Bir başka anlatımla, önceki kuşaklardan devralınıp geliştirilerek yaşatılan toplumsal ve kültürel birikim bu süreç sayesinde yeni nesile aktarılıp, onlara öğretilir. Görüldüğü gibi sosyalizasyon bir bakıma eğitim sürecidir. Zaten bizler eğitim olgusunu öz olarak, “yaşantı ve öğrenme yoluyla bireyde istendik yönde (olumlu) davranış değişikliği meydana getirme süreci” olarak tanımlarız. Yani eğitim, bireyin, toplumun istek ve beklentilerine uygun doğrultuda değiştirilmesi temeline dayanır.



Genel anlamda insanlığın, özel anlamda da ulusların toplumsal ve kültürel varlıklarının yaşatılması, yeniden üretilerek (geliştirilerek) yeni kuşaklara aktarılması; daha öz bir anlatımla “Öğrenme-Yaşatma-Geliştirme-Aktarma” işlemlerinin zincirleme devam ederek ulusal ve evrensel mirasın sonsuza kadar yaşatılması bu süreçle gerçekleşir. Bütün bu süreç sayesindedir ki (Jary & Jary, 1991: 585-6);

1.    Bireylerin bilişsel (zihinsel ve zeka bakımından) gelişmesi,

2.    Bireylerin ahlaki ve moral kimlik kazanması,

3.    İnsanın kişiliğinin ve benliğinin gelişmesi (bireysel ve sosyal kimlik kazanımı),

4.    Bireyin içinde bulunduğu grubun değer, norm ve temel tutum-davranış örüntülerini öğrenmesi, bunları içselleştirmesi,

5.    Genel anlamda ise içinde bulunulan fiziki ve sosyal çevrede kabul gören ve beklenen; bunun da ötesinde bu çevrelerle iletişimin sürdürülebilmesi için zorunlu olan her türlü yetenek ve yeterliliğe sahip olabilmesi mümkün olur.



            Kitle iletişim araçları, toplumun kültürel üretim sisteminin çok önemli bir parçası olduğunu belirtmiştik. Medya, yalnızca kültür ürünlerinin üretilmesi, ya da yeniden üretilmesi bakımından olduğu kadar, kültürün halka yayılması, öğretilmesi ve böylece yaşatılması açısından da oldukça önemli işlevlere sahiptir. Bu yüzden, “kültür” olgusu ve kavramı üzerinde kısaca durulması, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için oldukça yararlı olacaktır.

#13
Spor / Ynt: Champions League..
Mart 10, 2007, 12:27:35 PM
Quarter-finals
Agg.                             First leg            Second leg
Milan - Bayern                  03/04 »            11/04 »
PSV - Liverpool                 03/04 »            11/04 »


Quarter-finals
Agg.                                    First leg             Second leg
Roma - Man. United                 04/04 »              10/04 »
Chelsea - Valencia                   04/04 »              10/04 »

bu sene ingiliz takimlarindan birisi alicaktir.liverpool veya chelsea.Man. united i digerleri kadar sansli gormuyorum.benim gonlum chelsea dan yana...
#14
Gündem / Bomba gibi rapor
Mart 10, 2007, 11:47:44 AM
Bomba gibi rapor
ABD, Doğu ve Güneydoğu’da nüfuz artırma çabası içinde. Bu kritik ve kaygı verici bir durumdur

--------------------------------------------------------------------------------

Altımızı oyuyorlar
CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, 10 il ve 10 ilçede yaptıkları temaslar sonucunda hazırladıkları raporda, ABD’nin Türkiye’nin altını oyduğunu belirtti. Raporda, ABD’nin, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da nüfuz artırma çabası içinde olduğu altı çizilerek vurgulandı.


Seçime müdahale
Parlamentoda basın toplantısı düzenleyen Oyan, “ABD’nin sivil toplum kuruluşları, hatta Baro seçimlerine müdahale edecek boyutlara vardığını gördük” diye konuştu. Hangi il olduğunu açıklamayan Oyan, “ABD’nin istediği oldu mu?” sorusuna da “Öyle gözüküyor” dedi.


Basını isyan ettirdi
Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nin, Adana Konsolosu Green’in, Mersin’de PKK eylemlerinin yapıldığı mahalleleri ve bazı kurumları olağan dışı ve sessiz şekilde ziyaret etmesine tepki göstermesi, ABD’yi rahatsız etti. Adana Muavin Konsolosu Andrew Wilson, Mersin’e ge-lerek gazetecileri yatıştırmaya çalıştı...

Amerika doğuda at oynatıyor
CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde incelemelerde bulunan milletvekilleriyle parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, partisinin, bölgenin kalkınmasına yönelik politikaları konusunda açıklamalarda bulundu. İncelemelerde bulundukları 10 il ve 10 ilçede “zengin temaslarda” bulunduklarını ifade eden Oyan, sorunları yerinde görme fırsatı bulduklarını söyledi. 1990’lı yıllardaki çatışma ortamının bölgeye çok zarar verdiğini, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra fırsatların iyi değerlendirilemediğini belirten Oyan, IMF politikaları dolayısıyla bölgeye öncelik verilmediğini dile getirdi.

K.Irak’ın cazibesi artıyor
Rakamlara dayanarak bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasına öncelik verilmesi gerektiğini vurgulayan Oyan, ABD’nin Kuzey Irak bölgesine yaptığı yardımların yarattığı cazibenin, bölge halkının geri kalmışlık üzerindeki eleştirilerini daha da artırdığını ifade etti. Bölgede insan hakları, hukuk devleti normlarının yaşatılması açısından çabalara ihtiyaç olduğunu, özel istihdam politikalarının hayata geçirilmesi ve kırsal göçün kontrol altına alınması gerektiğini belirten Oyan, Türkiye’nin, borç ödeme programlarına takılı kalmaktan kurtularak, tarımsal-bölgesel yardımların öne çıkarılmasına destek olan bir yeni sürece girmek durumunda olduğunu dile getirdi.

Gelişmeler kaygı verici
ABD’nin bölgedeki etkisine dikkat çeken Oyan, şunları kaydetti: “ABD’nin bölgede bir takım kanallardan, resmi-gayriresmi kanallardan, açık veya örtülü olarak bir nüfuz artırma çabası içinde olduğunu tespit ettik. Bu tür gözlemleri yaptık. Bu tür tanıklıklara ulaştık. Dolayısıyla bunun ne kadar kritik, kaygı verici olduğunu belirtmek isterim.”
Oyan şöyle devam etti: “Hâlâ 1 Mart’ta TBMM’de oylanan asker gönderme tezkeresi ‘Geçmeliydi mi geçmemeliydi mi?’ tartışmalarının bugünkü Türkiye koşullarında ne kadar zaman dışı ve bölge sorunlarını anlamaktan uzak kaldığının; iç güvenlik meselesinin dışında bir dış güvenlik meselesinin, Ortadoğu bölgesinde nasıl yükseldiğini görmezlik olacağının; 65 bin ABD askerinin bölgede yerleşmesi durumunda, bunun bölge açısından çok daha kaygı verici bir takım gelişmelerin tetikleyicisi olacağının daha iyi anlaşıldığını söylemek isterim.”

Rahatsız oluyorlar
Oğuz Oyan, ABD’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki nüfuz artırma çabalarının neler olduğunun sorulması üzerine, “Bir takım demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, hatta baro seçimlerine, dolaylı biçimlerde de olsa müdahale edecek boyutlara vardığını gördük” dedi. Oyan, ABD’nin bölge politikalarına eleştirel görüş sergileyenlerin, demokratik kitle örgütlerinde önemli noktalarda olmasının, ABD açısından rahatsızlık verici bir konu olduğunu gözlemlediklerini söyledi. ABD’nin çabalarına bir baro seçimini örnek gösteren CHP Genel Sekreter Yardımcısı, “Baro seçimlerine müdahale mi edildi?” sorusu üzerine, doğrudan olmasa da bölgede bir ilde yapılan baro seçimlerine dolaylı müdahale edildiğini söyledi.

Düzova siyaseti fiyasko
Hangi il olduğunu açıklamayan Oyan, “ABD’nin istediği oldu mu?” sorusuna da “Öyle gözüküyor” dedi. Başka bir soru üzerine de AKP hükümetinin din etkenini kullanarak bölgede siyaset yaptığını ifade eden Oyan, terör örgütü Hizbullah’ın da bölgede yükselişinin söz konusu olduğunu söyledi. Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın, “düz ovada siyaset yapılması” na yönelik açılımının bölgede benimsenip benimsenmediğine ilişkin soru üzerine de CHP’li Oyan, Güneydoğu halkının daha politize olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti: “Bu mesajlar doğrultusunda tercih değiştirdikleri yönünde bir izlenim almadık.”

Kapı kapı fitne turundalar
Doğu ve Güneydoğu’daki temaslarını tamamlayan CHP’li vekiller Oğuz Oyan önderliğinde basın toplantısı yaptı

ABD misyon temsilcileri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki etkinliklerini artırmak için bölgeye sık sık ziyaretler gerçekleştiriyorlar. Özellikle ABD’nin Adana Başkonsolosu Eric F. Green’in bölgedeki çabaları dikkat çekiyor. 2006 yılını son iki ayda geçekleştirdiği Van ve Elazığ gezileriyle tamamlayan ve basına kapalı toplantılar düzenleyen Green, 2007’ye ise hızlı bir giriş yapmıştı.

Sınıra kadar gitti!
“Habur sınır kapısında görüşme yapmak” bahanesiyle Mardin’e giden Green, resmi makamlarda temaslarda bulunduktan sonra DTP Mardin İl binasını ziyaret etmişti. Burada DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün kardeşi olan İl Başkanı Ferhan Türk ile basına kapalı görüşen Green, geceyi Mardin’de geçirdikten sonra Şırnak’a geçerek burada da çeşitli temaslarda (!) bulunmuştu.

Doğu ve Güneydoğu’da temaslarda bulunan CHP’li vekiller ABD’nin nüfuzunu artırma çabası içinde olduğuna dikkat çektiler: Baro seçimlerine müdahale edecek boyutlara vardılar

ABD’li Konsolos, Van Baro Başkanı Ayhan Çabuk ile bir araya geldi.Green ile DTP Van İl Başkanı basına kapalı görüştü.DTP Mardin İl Başkanı, Green’i kapıda karşıladı.

Gizli ziyaretler Mersin’i ayaklandırdı
ABD’nin çıktığı “fitne turları” sade Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesi ile de sınırlı değil. Yine ABD’nin “doğu” seferinin öncülüğünü yapan Adana Başkonsolosu Eric F. Green 15 Şubat’ta Mersin’e bir ziyaret gerçekleştirerek burada gizli görüşmelerde bulunmuştu. Green’in ‘mahalle’ ziyaretinden haberdar olan yerel ve bölgesel gazeteler ise konuya büyük bir tepki göstermişti. Bunun üzerine harekete geçen Green, Adana Muavin Konsolosu Andrew Wilson’u Mersin’e göndererek gazetecileri yatıştırmaya çalışmıştı.

Bilseydi gelirdi...
Wilson ise, Mersin Gazeteciler Cemiyeti’ni (MGC) ziyaret ederek Başkan Vahap Şehitoğlu ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmüştü. Ziyarette konuşan Şehitoğlu, Adana Konsolosu Green’in Mersin’de münferit eylemlerin yapıldığı bazı mahalleleri ve bazı kurumları olağan dışı ve sessiz bir şekilde ziyaret etmesinin kendilerini üzdüğünü ifade ederek “Sayın Konsolos’un Mersin’de yaptığı bu inceleme ve ziyaretlerin sebebini bir gün resmi ziyaretle geleceği kentimizde açıklayacağını umut ediyorum” dedi. Bu çıkış karşısında terleyen Wilson ise “Şunu düşünüyorum ki, Konsolos Green böyle bir tepki olacağını bilseydi, mutlaka gelip sizi de ziyaret ederdi” demişti.

Tesadüfmüş...
Bir basın mensubunun, Adana Konsolosu Green’in Mersin ziyaretiyle ilgili, “Sayın Konsolos Mersin’e Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getiriliş tarihinde geldi. Ziyaretin bu konuyla alakası var mı? ” sorusuna ise, Wilson, “Bunu gerçekten bilmiyorum. Şundan eminim ki, o ziyaretin Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye geliş tarihiyle hiçbir ilgisi yoktur, aynı güne gelmesi tamamen tesadüftür. Rutin bir gezidir ve insanları tanımak amacıyla yapılmış bir ziyarettir” şeklinde konuşmuştu.
#15
Gündem / Başkan Beyin Atatürk Fıkrası
Mart 10, 2007, 11:41:06 AM
Yazarlar
3 Mart 2007
Emin ÇÖLAŞAN
ecolasan@hurriyet.com.tr

Başkan Bey’in Atatürk fıkrası!..


İSTANBUL’da Mimarsinan Belediye Başkanı AKP’li Cuma Bozgeyik hem çok bilgili (!), hem de çok büyük mizah anlayışına sahip. Kalabalık ortamlarda piyasaya çıkıp fıkra mıkra anlatıyor.

Son fıkrasını Habertürk ekranında kendi sesinden dinledim. Ertesi gün bu fıkranın bant çözümünü, yani káğıda dökülmüş biçimini orada görevli arkadaşlardan istedim. Sağolsunlar, faksladılar.

AKP’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik, dinleyici topluluğuna aynen şunları anlatıyor:

- Başkan: "Kaymakam Bey, Kuşadası’nda kaymakamlık yaptı. Orada bir efe var, müthiş Atatürk hayranı. Atatürk deyince adam hemen ayağa zıplıyor, selam duruyor. Şöyle oluyor böyle oluyor filan. Şimdi gün oluyor harman oluyor, Atatürk’ün yolu Aydın’a düşüyor. Kuşadası’na. Şimdi efe de, istasyon meydanında çayhanesi var. Atatürk deyince adamın aklına böyle iriyarı, böyle palabıyıklı, ne bileyim üniforması filan, her şeyi ile böyle dev gibi bir adam hayal ediyor. Süslüyor dükkánını. İstasyona iner inmez ona çay kahve ikram edecek. Bekliyorlar. Şimdi tren geliyor, yavaş yavaş yanaşıyor. Bizim efe her şeyi ile hazır vaziyette. Trenden inecek o güçlü, heybetli, cüsseli adamı bekliyor şimdi. İniyor kısa boylu bir adam. Bıyık mıyık da yok.

- Dinleyenler: Ha ha haaa... (Gülüyorlar.)

- Başkan: Efe yıkılıyor bir kere şimdi. Olsun diyor, yüreği büyüktür bizim Ata’nın diyor. Sesi mesi gürdür şimdi filan. Tabii o zamanlarda televizyon melevizyon yok. Sesini filan bilmiyorlar. Konuşuyor. Sesi cılız bir adam. Eyvah, efe bir daha gidiyor.

- Dinleyenler: Ha ha haaaa... (Gülüyorlar.)

- Başkan: Bütün hayaller suya düşüyor yavaş yavaş. Olsun diyor, yüreği şeydir, büyüktür diyor. Geliyor şimdi. Ne içersiniz sayın paşam? Kahve diyor. Nasıl olsun? Şekerli olsun diyor. Yapma be paşam diyor. Böyle yığılıyor herif.

- Dinleyenler: (Gülüşüyorlar...)

- Başkan: Ha ha haaa... Bunu da mı yapacaktın bana diyor. Ha ha haaa... Efendim özür dilerim, o yörede şekerli kahveyi ibneler içermiş... Ve bizim adam orada düşüp bayılıyor... Ha ha haa... Hi hi hiiii..."

* * *

Bir kamu görevlisinin, AKP’li belediye başkanının "mizah" anlayışından size küçük bir örnek! İlk cümlesinden anlaşıldığı kadarıyla yanında devletin kaymakamı da var. Herhalde o da sesini çıkarmıyor, belki de kahkahalarla eşlik etmekten utanmıyor.

Adam tümüyle yutturuyor. Kuşadası’nda tren olduğunu, istasyon olduğunu söylüyor. Kuşadası’na tren getiriyor!

Ama daha da önemlisi, Atatürk’ü hangi iğrenç ve aşağılayıcı kavramla özdeşleştirdiği!.. Atatürk düşmanlığını milletten korkup açıktan yapamayanlar, böyle sinsi yöntemlere başvuruyorlar.

Şimdi İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya soruyorum:

Kendi partinizden olan bu belediye başkanı hakkında işlem başlattınız mı? Başlatmayı düşünüyor musunuz? Aynı soruyu Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve cumhuriyet savcılarına da soruyorum.